Pusula
8. Sınıf (Year 9)

2. HAFTA

Allah'a İman

– Tabiat (doğa), niçin yaratıcı olamaz? – Çünkü tabiatın aklı, fikri ve ilmi yoktur. Gördüğümüz varlıkların; her şeyi bilen, her şeyi gören, her şeyin birbiriyle ilgisini sağlayan, sonsuz bir gücü olan ve sözü her şeye geçen birisi tarafından yaratılmış olduğu anlaşılıyor. Tabiatın böyle bir özelliği yok. Meselâ, insanın veya hayvanın sadece bir organının, sözgelimi ellerinin resmini yapmak bile bir ressamın varlığını gerektiriyor. Bu durumda eli, ayağı, gözü, kulağı; aklı ve ilmi olmayan bir tabiat elbette ki yaratıcı olamaz. – Ama bazı insanlar: “Her şeyi tabiat yaratıyor.” diyorlar. – O zaman konuyu biraz daha açalım. Tabiat nedir, onu tanımlayalım önce. Insanlar, hayvanlar, dağlar, denizler, gezegenler, bitkiler, Güneş, Ay vs. canlı ve cansız varlıkların hepsine birden tabiat denir. – Bütünüyle bir insanın veya bir hayvanın vücudunu ya da bunların bir organı olan kalbi, tabiattaki en akıllı varlık olan insan yaratıyor olabilir mi? – Bu mümkün değil. Çünkü insanlar yapay kalbi daha yeni icad ettiler. O da gerçek kalbin aslına göre gölgesi konumunda. Oysa binlerce, milyonlarca, belki de milyarlarca yıldan beri dünyada gerçek kalpler atıp durmakta. – Tabiatın en güçlü varlığı olan insan, kalbi yaratamıyorsa, hayvanlar yaratabilir mi? – Hayvanlar hiç yaratamaz! Aklı şuuru olmayan bir varlık mükemmel bir şey üretemez. – Peki, tabiattaki tüm varlıklar bir araya gelip, güçlerini birleştirerek kalbimizi ve bütün kalpleri yaratıyor olabilirler mi? – Hayır. Olamaz. Kalbin resmi bile kendi kendine, rastlantı sonucu oluşamayacağına göre, hatta kalp kelimesi bile kendiliğinden yazılamayacağına göre, kalbin tabiat tarafından da yaratılmadığı anlaşıldığına göre; biz onu görmesek bile, her şeyi bilen ve gören bir yaratıcı tarafından yaratıldığı gerçeği apaçık belli olmuyor mu!… – Evet. Ama konunun anlaşılması gayet kolay olduğu hâlde, niçin bazı insanlar: “Tabiat yaratıyor!” diyorlar. Bunlar Allah’ın varlığını neden inkâra kalkışıyorlar? – Onları böyle düşünmeye iten çeşitli sebepler var: Kendileri öyle inanmaya şartlanmış oldukları için başka bir düşünceyi dinlemeden, onun üzerinde düşünmeden reddediyor olabilirler. Allah’a inananlar, onlara konuyu doyurucu bir şekilde anlatamıyor da olabilir. Diyalog kopukluğu da olabilir. Veya sorumluluktan kaçmak için kendilerini şeytanın ve nefislerinin vesveselerine kaptırmışlardır. – Tabiatın önemli bir kısmı olan toprak; çiçekleri, meyveleri ve sebzeleri yaratıyor olabilir mi? Olamaz. Allah Teâlâ, bitkiler yoluyla insanlara vermek istediği nimetler için toprağı, hatta bitkilerin kendilerini de sebep yapıyor. Yani bizleri sınavdan geçirdiği için kendisiyle bizim aramıza perdeler koyuyor. Teşekkürümüzü bitkilere, toprağa, suya mı arz edeceğiz, yoksa onların üzerindeki Allah’ın mührünü, imzasını akıl gözümüzle görerek Yüce Rabbimize mi takdim edeceğiz? Bunu ortaya çıkarmak istiyor. Eğer her bitkiyi, meyveyi Allah yaratıyor demezsek; Allah’ın bilgisinin, gücünün, kudretinin, toprakta var olduğunu kabul etmemiz gerekir. Meselâ, nar ve mısır tanelerini harika bir şekilde insan bile dizemezken toprak, hangi el ve ayakla bu işi yapsın? Bir portakalı ağzımıza göre dilimleyip, ince bir zar ile paketleyip rengiyle, tadıyla, kokusuyla ambalajlayıp bize takdim edebilmesi için toprağın hangi imkânı var? Kaldı ki toprağa göre çok daha güçlü ve imkân sahibi olan insan bile, bütün bu harika işleri yapamıyor. Toprak ve bitkiler, sadece Allah’ımızın bize ihsan edip gönderdiklerine aracılık etmektedirler. Allah’ın görevli memurları olarak O’nun lütufları, hediyeleri için bize sergicilik yapmaktadır. Bilim ve Teknoloji Asla Yaratıcı Olamaz Bilim ve teknoloji; binlerce, milyonlarca yıldır devam edip gelen birçok şeyi hâlâ yapamıyor. Bir kısmının ise yine Allah’ın verdiği nimetleri kullanarak ancak taklidini yapabiliyor. Meselâ sinekler ve kuşlar milyonlarca yıldır uçarken, bilim ve teknolojinin ürettiği en son model uçak ve helikopterlerin uçuş yeteneği onlarınkinin çok çok altındadır. Bir sineğin yaptığını yapamayan hiç tanrı olabilir mi? Tavuk, yaratıldığından beri yumurta yumurtlamaktadır. Günde birkaç buğday tanesiyle, birkaç damla suyla veya benzer gıdalarla tavuk bu yumurtayı kendisi yapıyor olsaydı, tavuktan önce bu teknolojiyi insanın, yani bilimin geliştirmesi gerekmez miydi? Arının bal yapması gibi daha pek çok örnek verebiliriz. Demek ki bu, tavuğun kendi aklıyla, gücüyle yapacağı bir iş değil. Bu işin arkasında ilmi ve kudreti sonsuz birisi var. O akılsız tavuğa, akıllı insanın yapamayacağı işleri yaptırıyor. Düşünerek kendisine akıl ile ulaşıp ulaşamayacağımız konusunda bizleri imtihan ediyor. – Bilim bugün yapamadıklarını gelecekte yapabilir mi? – Yapabilir. Ancak gene de tanrı olamaz. Çünkü bilim ve teknoloji yoktan var edemez, ancak Allah’ın yarattığı varlıkları kullanarak bir şeyler yapabilir. – Niçin? – Çünkü ilerde yapsa bile bugün için tavuğun, arının, sineğin yaptığını yapamayan; evrenin yaratıcısı olamaz. – Bilim ve teknoloji önemli değil mi yani? –Biz, bilim önemsiz değildir, demiyoruz. Sadece bilim tanrı değildir ve tanrı yerine kabul edilemez. Insanın ve bilimin gücü son derece sınırlıdır. Kâinatta var olan nesnelerden yararlanarak bir şeyler yapmaya, üretmeye çalışıyor. Kısacası bilim, insanoğluna Allah tarafından bahşedilen şeylerle gelişebiliyor.

Eğitim Dönemi

2026–2027

GENEL BAKIŞ

2. Hafta Programı

Haftanın Konusu

Allah'a İman

Video

-

İlmihal

İlmihal konusu henüz eklenmedi

Okuma

Sayfa 28–47

📖

HAFTANIN KONUSU

Tabiat Asla Yaratıcı Olamaz.

– Tabiat (doğa), niçin yaratıcı olamaz? – Çünkü tabiatın aklı, fikri ve ilmi yoktur. Gördüğümüz varlıkların; her şeyi bilen, her şeyi gören, her şeyin birbiriyle ilgisini sağlayan, sonsuz bir gücü olan ve sözü her şeye geçen birisi tarafından yaratılmış olduğu anlaşılıyor. Tabiatın böyle bir özelliği yok. Meselâ, insanın veya hayvanın sadece bir organının, sözgelimi ellerinin resmini yapmak bile bir ressamın varlığını gerektiriyor. Bu durumda eli, ayağı, gözü, kulağı; aklı ve ilmi olmayan bir tabiat elbette ki yaratıcı olamaz. – Ama bazı insanlar: “Her şeyi tabiat yaratıyor.” diyorlar. – O zaman konuyu biraz daha açalım. Tabiat nedir, onu tanımlayalım önce. Insanlar, hayvanlar, dağlar, denizler, gezegenler, bitkiler, Güneş, Ay vs. canlı ve cansız varlıkların hepsine birden tabiat denir. – Bütünüyle bir insanın veya bir hayvanın vücudunu ya da bunların bir organı olan kalbi, tabiattaki en akıllı varlık olan insan yaratıyor olabilir mi? – Bu mümkün değil. Çünkü insanlar yapay kalbi daha yeni icad ettiler. O da gerçek kalbin aslına göre gölgesi konumunda. Oysa binlerce, milyonlarca, belki de milyarlarca yıldan beri dünyada gerçek kalpler atıp durmakta. – Tabiatın en güçlü varlığı olan insan, kalbi yaratamıyorsa, hayvanlar yaratabilir mi? – Hayvanlar hiç yaratamaz! Aklı şuuru olmayan bir varlık mükemmel bir şey üretemez. – Peki, tabiattaki tüm varlıklar bir araya gelip, güçlerini birleştirerek kalbimizi ve bütün kalpleri yaratıyor olabilirler mi? – Hayır. Olamaz. Kalbin resmi bile kendi kendine, rastlantı sonucu oluşamayacağına göre, hatta kalp kelimesi bile kendiliğinden yazılamayacağına göre, kalbin tabiat tarafından da yaratılmadığı anlaşıldığına göre; biz onu görmesek bile, her şeyi bilen ve gören bir yaratıcı tarafından yaratıldığı gerçeği apaçık belli olmuyor mu!… – Evet. Ama konunun anlaşılması gayet kolay olduğu hâlde, niçin bazı insanlar: “Tabiat yaratıyor!” diyorlar. Bunlar Allah’ın varlığını neden inkâra kalkışıyorlar? – Onları böyle düşünmeye iten çeşitli sebepler var: Kendileri öyle inanmaya şartlanmış oldukları için başka bir düşünceyi dinlemeden, onun üzerinde düşünmeden reddediyor olabilirler. Allah’a inananlar, onlara konuyu doyurucu bir şekilde anlatamıyor da olabilir. Diyalog kopukluğu da olabilir. Veya sorumluluktan kaçmak için kendilerini şeytanın ve nefislerinin vesveselerine kaptırmışlardır. – Tabiatın önemli bir kısmı olan toprak; çiçekleri, meyveleri ve sebzeleri yaratıyor olabilir mi? Olamaz. Allah Teâlâ, bitkiler yoluyla insanlara vermek istediği nimetler için toprağı, hatta bitkilerin kendilerini de sebep yapıyor. Yani bizleri sınavdan geçirdiği için kendisiyle bizim aramıza perdeler koyuyor. Teşekkürümüzü bitkilere, toprağa, suya mı arz edeceğiz, yoksa onların üzerindeki Allah’ın mührünü, imzasını akıl gözümüzle görerek Yüce Rabbimize mi takdim edeceğiz? Bunu ortaya çıkarmak istiyor. Eğer her bitkiyi, meyveyi Allah yaratıyor demezsek; Allah’ın bilgisinin, gücünün, kudretinin, toprakta var olduğunu kabul etmemiz gerekir. Meselâ, nar ve mısır tanelerini harika bir şekilde insan bile dizemezken toprak, hangi el ve ayakla bu işi yapsın? Bir portakalı ağzımıza göre dilimleyip, ince bir zar ile paketleyip rengiyle, tadıyla, kokusuyla ambalajlayıp bize takdim edebilmesi için toprağın hangi imkânı var? Kaldı ki toprağa göre çok daha güçlü ve imkân sahibi olan insan bile, bütün bu harika işleri yapamıyor. Toprak ve bitkiler, sadece Allah’ımızın bize ihsan edip gönderdiklerine aracılık etmektedirler. Allah’ın görevli memurları olarak O’nun lütufları, hediyeleri için bize sergicilik yapmaktadır. Bilim ve Teknoloji Asla Yaratıcı Olamaz Bilim ve teknoloji; binlerce, milyonlarca yıldır devam edip gelen birçok şeyi hâlâ yapamıyor. Bir kısmının ise yine Allah’ın verdiği nimetleri kullanarak ancak taklidini yapabiliyor. Meselâ sinekler ve kuşlar milyonlarca yıldır uçarken, bilim ve teknolojinin ürettiği en son model uçak ve helikopterlerin uçuş yeteneği onlarınkinin çok çok altındadır. Bir sineğin yaptığını yapamayan hiç tanrı olabilir mi? Tavuk, yaratıldığından beri yumurta yumurtlamaktadır. Günde birkaç buğday tanesiyle, birkaç damla suyla veya benzer gıdalarla tavuk bu yumurtayı kendisi yapıyor olsaydı, tavuktan önce bu teknolojiyi insanın, yani bilimin geliştirmesi gerekmez miydi? Arının bal yapması gibi daha pek çok örnek verebiliriz. Demek ki bu, tavuğun kendi aklıyla, gücüyle yapacağı bir iş değil. Bu işin arkasında ilmi ve kudreti sonsuz birisi var. O akılsız tavuğa, akıllı insanın yapamayacağı işleri yaptırıyor. Düşünerek kendisine akıl ile ulaşıp ulaşamayacağımız konusunda bizleri imtihan ediyor. – Bilim bugün yapamadıklarını gelecekte yapabilir mi? – Yapabilir. Ancak gene de tanrı olamaz. Çünkü bilim ve teknoloji yoktan var edemez, ancak Allah’ın yarattığı varlıkları kullanarak bir şeyler yapabilir. – Niçin? – Çünkü ilerde yapsa bile bugün için tavuğun, arının, sineğin yaptığını yapamayan; evrenin yaratıcısı olamaz. – Bilim ve teknoloji önemli değil mi yani? –Biz, bilim önemsiz değildir, demiyoruz. Sadece bilim tanrı değildir ve tanrı yerine kabul edilemez. Insanın ve bilimin gücü son derece sınırlıdır. Kâinatta var olan nesnelerden yararlanarak bir şeyler yapmaya, üretmeye çalışıyor. Kısacası bilim, insanoğluna Allah tarafından bahşedilen şeylerle gelişebiliyor.

Devamını Oku →

2. KONU

Allah’a İman Ediyorum

Allah’a iman, Müslüman olmanın ilk şartıdır. Allah’a tam ve kâmil bir şekilde iman etmek, O’nu tanımakla, O’nu sıfatları ile bilmekle, Kur’ân-ı Kerîm’de kendisini tanıttığı şekilde O’na inanmakla mümkündür. Allah’ı tanıyıp O’na iyi bir kul olmak için O’nun bize gönderdiği mesajları, istekleri ve Zâtıyla ilgili bilgilerin yer aldığı Kur’ân-ı Kerîm’i okumamız, öğrenmemiz, onu çok önemsememiz gerekir. Allah’ı tanıyıp sevebilmemiz, mutlu olabilmemiz O’nun bildirdiklerini önemseyerek öğrenmemize bağlıdır. Kur’ân-ı Kerîm’de, Ihlâs sûresinde Yüce Rabbimiz kendisini bize şöyle anlatmaktadır: ”(Ey Resulüm) Insanlara de ki: O, Allah’tır, gerçek Ilâhtır ve tektir. Allah Samed’dir. (Hiçbir şeye muhtaç değildir. Her şey O’na muhtaçtır.) O doğurmamış ve doğurulmamıştır, yaratılmamıştır. O’nun dengi, benzeri, eşi ve ortağı yoktur.” (Ihlas sûresi 1-4. âyetler) Soru: Yüce Allah’ın varlığını sadece akıl ve duygularımızla idrak edip anlayabilir miyiz? Cevap: Kesinlikle evet. Insan, daha işin başında kendisini Allah’ın varlığını inkâr etmeye şartlandırmazsa, kendi varlığına inandığından daha fazla, Allah’ın varlığını da aklı ile kavrayabilir. Bunu Başarmak, Insan Için Zor Mudur? Hayır, çok kolaydır. Dinî eserlerimizde Allah Teâlâ’nın varlığı ve sıfatları, en güzel şekilde anlatılmıştır. Allah’ın varlığını anlayabilmek için bazı ana başlıklar, formüller tespit edilmiştir. Onlar, karanlık yerlerde yol alırken elimizdeki fener veya lâmba gibidir. Önemli olan lâmbayı bulup onu doğru kullanmaktır. Her Eserin bir Ustası Vardır Kesinlikle biliyoruz ki var olan her şeyin bir sanatkârı, ustası vardır. Bir kurşun kâlemin, bir tebeşirin veya küçücük bir iğnenin bir ustası, bir sanatkârı vardır. Hiç kimse, böyle basit şeylerin bile ustasız, sanatkârsız, işçisiz, tesadüfen, kendi kendine meydana geldiğini, gelebileceğini söyleyemez. Bugüne kadar da en küçük bir şeyin bile tesadüfen oluştuğu söylenememiştir. Insan, bu sonuca nasıl ulaşıyor, bu kararı nasıl veriyor? Tabiî ki aklını kullanarak. Peki, insanların ve hayvanların bedenleri, organları, çiçekler, ağaçlar; kalemden, iğneden daha mı basit?… Bir kaşığın ustası, sanatkârı olur da gözümüzün, kulağımızın, kafamızın sanâtkarı, sahibi, ustası olmaz mı? Elbette olur. Mimar Sinan’ı düşünmeden Selimiye Camii’ni düşünmek olur mu? Anlayan Akıllara Bir Misal Oyuncak bir bebeğin bile kendi kendine meydana gelebileceğini hiç kimse söyleyemez. Bir oyuncak bebekle kıyaslanamayacak derecede mükemmel bir yapıya sahip olan insanın bir tesadüf sonucu oluşamayacağı çok açıktır. Birer sanat harikası olan organlarımız, biz görmesek bile onları yaratan ilmi ve kudreti sonsuz bir Zâtın varlığına işaret etmektedir. Insan aklı, Japon yapımı bir arabayı gördüğünde, hiç Japonya’ya gitmemiş, oraları görmemiş olsa bile bu ülkede bu arabayı üreten bir fabrikanın, mühendislerin, ustaların olduğunu kabul eder. Fakat, bir arabadan çok daha mükemmel olan beyninin bir sanâtkarının, bir yarata nının olduğunu kabul etmezse, “Ben Allah’ı görmeden inanmam!” derse, akılsızca davranmış olmaz mı? Aklını kullanan bir insan, kendisini mükemmel bir şekilde yaratmış olan Allah’ın varlığını hemen kabul edecektir. Insan olandan beklenen de budur. Yoksa insanın, bir taştan ya da kurumuş ağaçtan farkı kalmaz. Hiçbir Şey Tesadüf Eseri Olamaz Hepimiz biliyoruz ki bir ilâç, farklı farklı kimyasal maddelerin çok hassas ölçüler içinde bir araya getirilmesiyle oluşur. Biz: “Bu kimyasal maddeler bir rastlantı sonucu, tesadüf eseri birleşerek bir kimyasal bileşik oluşturdu ve bu faydalı ilâç ortaya çıktı.” diyebilir miyiz? Kesinlikle diyemeyiz. Ilâçların her birini; yıllarca emek vererek, aklını kullanarak, çok ince ve hassas hesaplarla değişik kimyasal maddelerden bir araya getirip yapan bir kimyager vardır. Bu ilâçlar bir kimyageri gösterir. Bunun gibi, insanların ve diğer canlıların bir ilâçtan çok daha karmaşık ve uyumlu olan vücutları, topraktaki elementlerin rastlantılar sonucu gelişigüzel bir araya gelerek meydana getirmesi mümkün değildir. Bu örnekleri akıl ve mantığımızla çoğaltarak, geliştirerek düşündüğümüzde şu sonuca varırız: Kâinat içindeki varlıklar kendi kendilerine, rastgele, tesadüfen oluşup ortaya çıkmış olamaz. Ben görmesem bile mutlaka her şeyi gören, bilen, kudreti sonsuz ve hükmü her şeye yeten birisi var. Hücrelerimiz Tesadüf Eseri Ortaya Çıkmış Olamaz Özensiz ve rastgele yapılan işlerde bir çirkinlik ve zevksizlik hemen göze çarpar: Meselâ, geniş bir salonda elli tane sandalyeyi karmakarışık bir hâlde gördüğümüzde, bunları “Rastgele atmışlar, her biri tesadüfen bir yere düşmüş orada kalmış.” diye düşünürüz. Fakat o sandalyeler belli bir hesap, plân ve ölçüye göre salonda dizilmiş olarak duruyorsa ortada bir güzellik, nizam, intizam görülür. O zaman “Bunları akıllı, hesap kitap bilen, zevk sahibi biri, emek çekerek belli bir şekle sokmuştur. Kimse, sandalyelerin bir rastlantı sonucu düzene girmiş olduğunu iddia edemez. Biz, bu işleri yapanı görmesek de işin aslı böyledir.” deriz. Bir binanın duvarlarını oluşturan taşların, tuğlaların tesadüfen bir araya gelerek, kendi kendilerine o güzel nizam ve intizamı sağlayarak, omuz omuza vererek düzgün bir duvar oluşturmalarını kabul etmek mi, yoksa bir usta ve sanatkâr tarafından o taşların ve tuğlaların yerleştirilip, duvar örüldüğünü kabul etmek mi daha mantıklıdır? Bir usta tarafından duvarın örüldüğü kabul edilmediği takdirde, her bir tuğlanın hem yöneten hem yönetilen hem de maharetli bir sanatkâr olduğunu kabul etmek gerekir. Yetişkin bir insanın vücudunda yaklaşık 100 trilyon hücre vardır. Hücreler, insan vücudunu meydana getiren en küçük yapı taşlarıdır. Küçük bir tavuk kümesindeki 500 tuğla bile rastgele, kendi kendilerine o küçük yapıyı oluşturamaz. Öyleyse trilyonlarca akılsız, bilgisiz hücrenin tesadüfler sonucunda veya kafa kafaya vererek, birlik ve beraberlik içinde hareket ederek insan vücudunu oluşturması mümkün müdür? Kuklaların gerisinde onları hareket ettiren, görünmeyen insan elinin varlığını düşünürüz, biliriz ve aklımızla anlarız. Insanın; aynen kuklaları hareket ettiren, oynatan bir elin varlığını kabul ettiği gibi; evrendeki canlıcansız her varlığı da yaratan, yöneten, sonsuz ilim ve kudret sahibi bir yaratıcının var olduğunu akıl gözüyle görüp inanması gerekir. Aklın yaratılış sebebi budur. Aksi takdirde insan, aklı olduğu hâlde, akılsız gibi davranırsa, insanlığının bir anlamı kalmaz.

Devamını Oku →

HAFTANIN VİDEOSU

İNANMAYA İHTİYAÇ VAR MI? - PROF.DR.ÖMER ATİLLA ERGİ / FİKİR ATÖLYESİ

-

HAFTANIN İLMİHAL KONUSU

İlmihal konusu henüz eklenmedi

Bu haftanın ilmihal içeriği henüz eklenmedi.

Önemli Noktalar

Önemli noktalar henüz eklenmedi.

Ek Kaynaklar

Bu hafta için henüz ek kaynak eklenmedi.

DÖNEMİN KİTABI

Bilimin İlham Kaynağı

31.08.2026 – 01.11.2026

Bilimin İlham Kaynağı

Kitabı Oku

DÖNEM OKUMA HEDEFİ

31.08.2026 – 01.11.2026 Okuma Programı

Toplam 183 sayfa

1. Hafta

Sayfa 10–27

2. Hafta

BU HAFTA

Sayfa 28–47

3. Hafta

Sayfa 48–67

4. Hafta

Sayfa 68–85

5. Hafta

Sayfa 86–103

6. Hafta

Sayfa 104–123

7. Hafta

Sayfa 124–143

8. Hafta

Sayfa 144–163

9. Hafta

Sayfa 164–183