Pusula
7. Sınıf (Year 8)

3. HAFTA

Anne Baba Hakkı

Peygamber sohbetlerinden istifade etmiş ve sahabe halkasına girmiş talihli bir insan olan Hazreti Muaz İbn Cebel’e “Ebeveynin çocuklar üzerindeki hakkı nedir?” diye sorulduğunda “Mal ve evlat adına neyin varsa tüketsen de onların hakkını ödeyemezsin.” diye cevap vermiştir. *** Said İbn Ebî Bürde, babası Ebû Bürde’nin İbn Ömer’den (radıyallahu anh) işittiği bir olayı bizlere naklediyor. Bir gün İbn Ömer annesini sırtında taşıyan ve Kabe’yi tavaf eden bir Yemenli adam görür. Adam hem annesini sırtında taşır hem de “Ben annemin binek olarak kullandığı zelil bir deveyim…” diye söylenmektedir. İbn Ömer’i görünce ona “Acaba bu davranışımla, annemin hakkını ödemiş oluyor muyum? “ diye sorar. İbn Ömer de “Hayır, kesinlikle! Sen bu yaptığınla annenin seni dünyaya getirirken çektiği bir sancının bile hakkını ödemiş olmuyorsun!” diye karşılık verir. *** Adaletiyle dünyaya nam salmış, insanlığın tanımış olduğu nadide simalardan Hazreti Ömer’e (radıyallahu anh) bir gün bir adam gelip şu soruyu sorar: “İhtiyaçlarını karşılamaktan aciz, yaşlı bir annem var. Onu sırtımda taşıyor, abdestini aldırıyorum. Bütün bunları yaparken de ona hiçbir zaman minnet etmedim, başına kakmadım. Acaba bu yaptıklarımla annemin hakkını ödemiş olur muyum?” Hazreti Ömer (radıyallahu anh) “Hayır” diye cevap verir. Soruyu soran adam: “Sırtımı ona binek yaptım, kendimi ona adadım. Hâlâ nasıl hakkını ödeyemem?” diyerek hayretini ortaya koyar. Hazreti Ömer bunun üzerine şu çarpıcı tespitte bulunur: “Bu söylediğin şeyleri annen de senin için yapmıştı. Fakat o bütün bunları yaparken senin hayatta kalmanı ve yetişip büyümeni temin etmek için yapıyordu. Fakat sana gelince, sen annene hizmet ederken onun ne zaman öleceğini gözlüyorsun!” *** Yine Hazreti Ömer (radıyallahu anh) annesini sırtında taşıyarak Kâbe’nin etrafında tavaf yaptıran bir adam görür. Bu adam hem annesini sırtında taşır hem de “Annemi sırtımda taşıyorum. Fakat gerçekte hamal olan odur. Çünkü bana bol bol süt verip beni besledi.” anlamında bir şeyler mırıldanmaktadır. Bu tabloyu gören Hz. Ömer (radıyallahu anh), “Bu adamın yaptığı fedakârlığı görünce annemin üzerimdeki haklarını daha iyi anladım. Şu adamın yaptığı iyiliği kendi anneme yapmak bana (en kıymetli deve cinsi olan) kırmızı develere sahip olmaktan daha hoş gelirdi.” demiştir. Hazreti Ömer bu olayda bir hasretini dile getirir. Eğer annesi hayatta olsaydı bir deve gibi annesini sırtında taşımak istediğini belirtir. Bu davranışı karşısında kendisine bugün bizim kullandığımız en lüks otomobiller teklif edilseydi de yine annesini sırtında taşımayı tercih edeceğini vurgulamaktadır. *** Ebû Nevfel naklediyor: “Bir gün bir adam Hz. Ömer’in (radıyallahu anh) yanına geldi ve cinayet işlediğini söyledi. Hz. Ömer, “Eyvah! Çok yazık. Peki cinayeti kasden mi yoksa hata ile mi işledin?” diye sordu. Adam cinayeti hatayla işlediğini söyleyince Hz. Ömer (radıyallahu anh) ona ebeveyninin hayatta olup olmadığını sordu. Adam babasının sağ olduğunu söyleyince Hz. Ömer ona şu tavsiyede bulundu: “Vakit kaybetmeden git ve babana hizmet et. Onu razı etmek için elinden geleni yap.” Bu sözünden sonra Hz. Ömer (radıyallahu anh) sözünü şöyle tamamladı: “Allah’a yeminle söylüyorum ki eğer annesi hayatta olup ona hizmet etseydi, bu adamı ebediyen cehennem ateşinin yutmayacağı konusunda ümitvar olurdum.” *** Ana-babaya iyilik etmek de insanı Cennet’e götüren bir burak vazifesi görür. Cenneti kazanabilmek ve ona rahatça ulaşabilmek için mümin olmak ve ebeveynimizin gönlünü almak gerekiyor. Eğer onlar bizden razı olmazlarsa cennete ilk girenler arasında bulunmama gibi bir tehlikeyle karşı karşıyayız demektir. Çünkü onların rızasını almak Allah’ın rızasını almaktır. Onların gönüllerini kırmak Cenâb-ı Hakk’ın hatırını kırmaktır. Böyle davranan insanlar da cennete ilk giren insanlardan olma bahtiyarlığına eremeyeceklerdir. Müminlerin annesi Hz. Âişe’nin (radıyallahu anhâ) bize haber verdiği bir rivayete göre; Resûl-i Ekrem Efendimiz rüyasında Cennete girdiğini görmüş ve orada bir Kur’ân sesi işitmişti. Efendimiz cennettekilere, “Bu kimdir?” diye sorduğunda, “Hârise b. Nu’mân’dır.” cevabını almıştı. Bu sahabi Ensârdan olup Bedir, Uhud, Hendek savaşı başta olmak üzere bütün savaşlara katılmış gazi bir sahabidir. Sahabenin önde gelen fazilet abidelerinden biridir. Bütün bu üstün vasıflarına rağmen Peygamberimiz bu rüyasını anlattıktan sonra onun cennete giriş sebebini şöyle açıklamıştı: “İşte anne-babaya iyiliğin karşılığı böyledir.” Efendimiz bu cümleyi üç kez tekrar ettikten sonra “Çünkü Hârise anasına karşı çok saygılıydı, onun üzerine titrerdi.” demişti. İşte Peygamber Efendimiz’den hepimize cennetin anahtarlarından birinin nerede bulunabileceğine dair ibretlik bir ders. Yitirdiğimiz cennete ulaşmak istiyorsak evlerimizde beraber yaşadığımız babalarımızın ellerinden tutup, annelerimizin ayaklarına yapışalım. Tutup yapışalım ki onlar bizi cennete sürükleye sürükleye götürsünler.

Eğitim Dönemi

2026–2027

GENEL BAKIŞ

3. Hafta Programı

Haftanın Konusu

Anne Baba Hakkı

Video

-

İlmihal

İlmihal konusu henüz eklenmedi

Okuma

Sayfa 39–53

📖

HAFTANIN KONUSU

Sen Bu Yaptığınla Annenin Seni Dünyaya Getirirken Çektiği Bir Sancının Bile Hakkını Ödemiş Olmuyorsun!

Peygamber sohbetlerinden istifade etmiş ve sahabe halkasına girmiş talihli bir insan olan Hazreti Muaz İbn Cebel’e “Ebeveynin çocuklar üzerindeki hakkı nedir?” diye sorulduğunda “Mal ve evlat adına neyin varsa tüketsen de onların hakkını ödeyemezsin.” diye cevap vermiştir. *** Said İbn Ebî Bürde, babası Ebû Bürde’nin İbn Ömer’den (radıyallahu anh) işittiği bir olayı bizlere naklediyor. Bir gün İbn Ömer annesini sırtında taşıyan ve Kabe’yi tavaf eden bir Yemenli adam görür. Adam hem annesini sırtında taşır hem de “Ben annemin binek olarak kullandığı zelil bir deveyim…” diye söylenmektedir. İbn Ömer’i görünce ona “Acaba bu davranışımla, annemin hakkını ödemiş oluyor muyum? “ diye sorar. İbn Ömer de “Hayır, kesinlikle! Sen bu yaptığınla annenin seni dünyaya getirirken çektiği bir sancının bile hakkını ödemiş olmuyorsun!” diye karşılık verir. *** Adaletiyle dünyaya nam salmış, insanlığın tanımış olduğu nadide simalardan Hazreti Ömer’e (radıyallahu anh) bir gün bir adam gelip şu soruyu sorar: “İhtiyaçlarını karşılamaktan aciz, yaşlı bir annem var. Onu sırtımda taşıyor, abdestini aldırıyorum. Bütün bunları yaparken de ona hiçbir zaman minnet etmedim, başına kakmadım. Acaba bu yaptıklarımla annemin hakkını ödemiş olur muyum?” Hazreti Ömer (radıyallahu anh) “Hayır” diye cevap verir. Soruyu soran adam: “Sırtımı ona binek yaptım, kendimi ona adadım. Hâlâ nasıl hakkını ödeyemem?” diyerek hayretini ortaya koyar. Hazreti Ömer bunun üzerine şu çarpıcı tespitte bulunur: “Bu söylediğin şeyleri annen de senin için yapmıştı. Fakat o bütün bunları yaparken senin hayatta kalmanı ve yetişip büyümeni temin etmek için yapıyordu. Fakat sana gelince, sen annene hizmet ederken onun ne zaman öleceğini gözlüyorsun!” *** Yine Hazreti Ömer (radıyallahu anh) annesini sırtında taşıyarak Kâbe’nin etrafında tavaf yaptıran bir adam görür. Bu adam hem annesini sırtında taşır hem de “Annemi sırtımda taşıyorum. Fakat gerçekte hamal olan odur. Çünkü bana bol bol süt verip beni besledi.” anlamında bir şeyler mırıldanmaktadır. Bu tabloyu gören Hz. Ömer (radıyallahu anh), “Bu adamın yaptığı fedakârlığı görünce annemin üzerimdeki haklarını daha iyi anladım. Şu adamın yaptığı iyiliği kendi anneme yapmak bana (en kıymetli deve cinsi olan) kırmızı develere sahip olmaktan daha hoş gelirdi.” demiştir. Hazreti Ömer bu olayda bir hasretini dile getirir. Eğer annesi hayatta olsaydı bir deve gibi annesini sırtında taşımak istediğini belirtir. Bu davranışı karşısında kendisine bugün bizim kullandığımız en lüks otomobiller teklif edilseydi de yine annesini sırtında taşımayı tercih edeceğini vurgulamaktadır. *** Ebû Nevfel naklediyor: “Bir gün bir adam Hz. Ömer’in (radıyallahu anh) yanına geldi ve cinayet işlediğini söyledi. Hz. Ömer, “Eyvah! Çok yazık. Peki cinayeti kasden mi yoksa hata ile mi işledin?” diye sordu. Adam cinayeti hatayla işlediğini söyleyince Hz. Ömer (radıyallahu anh) ona ebeveyninin hayatta olup olmadığını sordu. Adam babasının sağ olduğunu söyleyince Hz. Ömer ona şu tavsiyede bulundu: “Vakit kaybetmeden git ve babana hizmet et. Onu razı etmek için elinden geleni yap.” Bu sözünden sonra Hz. Ömer (radıyallahu anh) sözünü şöyle tamamladı: “Allah’a yeminle söylüyorum ki eğer annesi hayatta olup ona hizmet etseydi, bu adamı ebediyen cehennem ateşinin yutmayacağı konusunda ümitvar olurdum.” *** Ana-babaya iyilik etmek de insanı Cennet’e götüren bir burak vazifesi görür. Cenneti kazanabilmek ve ona rahatça ulaşabilmek için mümin olmak ve ebeveynimizin gönlünü almak gerekiyor. Eğer onlar bizden razı olmazlarsa cennete ilk girenler arasında bulunmama gibi bir tehlikeyle karşı karşıyayız demektir. Çünkü onların rızasını almak Allah’ın rızasını almaktır. Onların gönüllerini kırmak Cenâb-ı Hakk’ın hatırını kırmaktır. Böyle davranan insanlar da cennete ilk giren insanlardan olma bahtiyarlığına eremeyeceklerdir. Müminlerin annesi Hz. Âişe’nin (radıyallahu anhâ) bize haber verdiği bir rivayete göre; Resûl-i Ekrem Efendimiz rüyasında Cennete girdiğini görmüş ve orada bir Kur’ân sesi işitmişti. Efendimiz cennettekilere, “Bu kimdir?” diye sorduğunda, “Hârise b. Nu’mân’dır.” cevabını almıştı. Bu sahabi Ensârdan olup Bedir, Uhud, Hendek savaşı başta olmak üzere bütün savaşlara katılmış gazi bir sahabidir. Sahabenin önde gelen fazilet abidelerinden biridir. Bütün bu üstün vasıflarına rağmen Peygamberimiz bu rüyasını anlattıktan sonra onun cennete giriş sebebini şöyle açıklamıştı: “İşte anne-babaya iyiliğin karşılığı böyledir.” Efendimiz bu cümleyi üç kez tekrar ettikten sonra “Çünkü Hârise anasına karşı çok saygılıydı, onun üzerine titrerdi.” demişti. İşte Peygamber Efendimiz’den hepimize cennetin anahtarlarından birinin nerede bulunabileceğine dair ibretlik bir ders. Yitirdiğimiz cennete ulaşmak istiyorsak evlerimizde beraber yaşadığımız babalarımızın ellerinden tutup, annelerimizin ayaklarına yapışalım. Tutup yapışalım ki onlar bizi cennete sürükleye sürükleye götürsünler.

Devamını Oku →

2. KONU

Önce Sizi Yaratan Allah’a Sonra Anne Ve Babaya Teşekkür Edin

Cenâb-ı Hak, Kur’ân-ı Kerim’de, “Biz insana, annesine babasına iyi davranmasını emrettik. Zira annesi onu nice zahmetlerle karnında taşımıştır. Sütten kesilmesi de iki yıl kadar sürer. İnsana buyurduk ki: “Hem Bana hem de annene, babana şükret; unutma ki sonunda Bana döneceksiniz.” buyurmaktadır. Rabbimiz bu âyetle bize şu mesajı veriyor: Biz, bir zaman evladı anneye babaya emanet ettiğimiz gibi, şimdi de anne ve babayı evlada emanet ettik ve onlara iyi davranmasını tavsiye ettik. Çünkü annesi onu taşırken sancı, ızdırap ve doğum esnasında ölümle burun buruna gelme gibi binbir türlü sıkıntı içinde sıkıntıya katlanmıştır. Annesi onu dünyaya getirdikten sonra da ayakları üzerine doğrulması için iki sene bağrına basıp emzirmektedir. İşte bundan dolayı önce sizi yaratan Allah’a, sonra da bu yaratmada birer vesile olan anne ve babaya teşekkür edin. Dikkat edilecek olursa Cenâb-ı Hak, kendisine karşı yapılması gereken teşekküre, anne ve babayı da ortak yapmakta ve onların kendisiyle birlikte aynı hakkı paylaştıklarını bildirmektedir. Zira anne ve babaya kamil mânâda teşekkürde bulunan insan, Allah’a karşı teşekkürle gerilmeye de hazır demektir. Bunun aksine onları hiçe sayıp, bir an evvel ölmelerini arzu eden bir insanın ise Allah’a karşı ciddi bir irtibatı olduğu söylenemez. Nitekim âyetin sonunda Cenâb-ı Hak, “ileyye’l-masîr – sonunda bir gün Bana dönüp geleceksiniz.” buyuruyor. Yani bu ifade adeta şu manaya geliyor: Benim tarafımdan yaratılıp Benim rızkımı yediğiniz halde başkalarının önünde eğildiğinizden ve sizi yetiştirip büyüttükleri halde anne ve babanızı hor ve hakir görüp kendi hâllerine terk ettiğinizden dolayı bunun hesabını size “büyük buluşma günü” soracağım. Bir sonraki âyet-i kerimede ise anne ve babaya itaat mevzuunda farklı bir noktaya işaret edilerek şöyle buyrulmaktadır: “Eğer onlar, şerik olduğuna dair hiçbir bilgin olmayan şeyi Bana ortak sayman için seni zorlarlarsa sakın onlara itaat etme! Ama o durumda da kendileriyle iyi geçin, makul bir tarzda onlara sahip çık! Bana yönelen olgun insanların yolunu tut! Sonunda hepinizin dönüşü Bana olacak ve Ben işlediklerinizi tek tek size bildirip karşılığını vereceğim” Bilmediklerinden ötürü sizi Allah’a eş ortak koşmaya zorlarlarsa bu meselede onları dinlemeyeceksiniz. Çünkü Allah hakkı her şeyden evvel gelir. Ama onlar müşrik dahi olsalar, onlara dünyada iyilik yapmaktan, gönüllerini hoş tutmaktan ve Allah yolunda verilmesi gereken mücadelenizi böyle bir idare anlayışı içinde sürdürmekten geri kalmayacaksınız. Hz. Ebû Bekre’nin (radıyallahu anh) rivayet ettiği şu hadis-i şerif ise meseleye daha farklı bir buud kazandırmaktadır: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm: “Size büyük günahların en büyüğünü haber vereyim mi?” buyurmuş ve bunu üç kere tekrar etmişlerdi. Biz: “Evet” deyince: “Allah’a şirk koşmak, anne ve baba haklarına riayetsizlik, cana kıymak!” buyurdular. Bu sırada dayanmış durumda idi, doğrulup: “Haberiniz olsun! Yalan söz, yalan şahitlik!” dedi ve bunu o kadar tekrar etti ki, “Keşke sussa artık!” temennisinde bulunduk.” Dikkat edilecek olursa hadis-i şerifte anne-babaya isyan, en büyük günahlardan olan Allah’a şirk koşmak, cana kıymak, yalan söz ve yalan yere şahitlik yapmakla aynı çizgide mütalaa edilmektedir. Dolayısıyla burada anne-baba hakkı; Allah hakkı, fert ve toplum hakkı aynı kategoride ele alınmaktadır. Son olarak ifade edeceğimiz Asr-ı saadette cereyan eden şu hadise de anne-baba hakkına riayet etmenin ehemmiyetini gözler önüne sermektedir: Peygamber Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir kişi gelip, ölmek üzere olan fakat kendisine kelime-i tevhid telkin edildiği halde bir türlü dili dönüp şehadet getiremeyen bir gencin olduğunu haber verir. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), o kişi “Namaz kılar mıydı?” diye sorar. “Evet” cevabı üzerine de hemen ayağa kalkar ve beraberindekilerle birlikte doğruca o gencin evine gider. Gencin yanına yaklaşarak ona, “Haydi La ilahe illallah de” der. Gencin “Buna gücüm yetmiyor, söyleyemiyorum” cevabı üzerine Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), ferasetiyle o gencin annesiyle arasında bir kırgınlık olabileceğini hisseder ve annesini çağırtarak aralarında herhangi bir hoşnutsuzluğun bulunup bulunmadığını sorar. Bunun üzerine kadın ağlayarak oğlunun kendisini devamlı rencide ettiğini, ona karşı içinde bir kırgınlık bulunduğunu ve bunu bir türlü aşamadığını söyler. Bundan sonra Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), kadına “Biz şimdi buraya büyük bir ateş yaksak ve sana, “Bu oğlunu affedersen, onu salıvereceğiz, aksi takdirde onu bu ateşte yakacağız” dersek, sen oğlunu bağışlar mısın?” Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) “aksi takdirde onu bu ateşte yakacağız” sözü, kadının oğluna karşı olan kırgınlık buzlarını eritir ve Allah ve Resûlü’nü şahit göstererek oğlundan razı olduğunu söyler. Bundan sonra Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) gence dönerek, “Haydi ey genç! Allah’tan başka hiçbir ilah bulunmadığına, bir olduğuna, ortağı bulunmadığına, Muhammedin de onun kulu ve Resûlü olduğuna şehadet getir” der. Genç daha Nebiler Serveri (sallallâhu aleyhi ve sellem)’nin sözü biter bitmez hemen kendisine telkin edilen bu sözleri hiç zorluk çekmeden söyler. Onun şehadet kelimesini söylediğini duyan ve bu neticeden oldukça memnun kalan Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) tebessüm ederek şöyle buyurur: “Beni vesile kılarak bu genci cehennem ateşinden kurtaran Allah’a hamd olsun.” Netice olarak, günümüzde ayaklar altında ezilip çiğnenen anne-baba hakkına dinimizin verdiği yüce kıymet ölçüsünce riayet etmek ve daha onlar hayatta iken Allah’ın ve Resûlullah’ın hoşnutluğunu kazanmaya çalışmak her evladın görevidir.

Devamını Oku →

HAFTANIN VİDEOSU

MUSA (A.S) | ANNE & BABA HAKKI I Hikaye/Kıssa/Menkîbe I Dini Hikayeler

-

HAFTANIN İLMİHAL KONUSU

İlmihal konusu henüz eklenmedi

Bu haftanın ilmihal içeriği henüz eklenmedi.

Önemli Noktalar

Önemli noktalar henüz eklenmedi.

Ek Kaynaklar

Bu hafta için henüz ek kaynak eklenmedi.

DÖNEMİN KİTABI

İbadetin Getirdikleri

31.08.2026 – 01.11.2026

İbadetin Getirdikleri

Safvet Senih

Kitabı Oku

DÖNEM OKUMA HEDEFİ

31.08.2026 – 01.11.2026 Okuma Programı

Toplam 142 sayfa

1. Hafta

Sayfa 9–23

2. Hafta

Sayfa 24–38

3. Hafta

BU HAFTA

Sayfa 39–53

4. Hafta

Sayfa 54–68

5. Hafta

Sayfa 69–78

6. Hafta

Sayfa 79–96

7. Hafta

Sayfa 97–114

8. Hafta

Sayfa 115–128

9. Hafta

Sayfa 129–142