Pusula
5. Sınıf (Year 6)

7. HAFTA

Kitaplara İman

Bir gün Halife Me’mun, sohbet meclisinde bir Yahudi ilim adamına şöyle bir soru sordu: —Madem olayları bu kadar akılcı bir anlayışla inceleyebiliyorsun da neden Müslüman olmuyorsun? Kur’ân’la, İncil ve Tevrat arasındaki farkı bilmiyor musun? Yahudi şöyle cevap verdi: — Bu konuda çalışma yapıyorum. Çalışmam bitince vardığım kararı size bildiririm. Me’mun Yahudi’ye baskı yapmayı düşünmedi. Çünkü biliyordu ki baskıyla imana gelinmez, korkuyla Müslüman olunmazdı. Yahudi’yi kendi hâline bırakan Me’mun, ona bir daha bu konuda soru sormadı. Aradan bir sene geçmiş ve Yahudi yine Me’mun’un meclisindeki ilim adamlarıyla sohbete başlamıştı. Ancak bu Yahudi, bir sene önceki Yahudi değildi. Bu defa İslâm’ı bütünüyle benimsemiş, Kur’ân’ın hükümlerini tamamıyla kabullenmişti. Halife Me’mun buna şaştı: — Hayırdır inşallah. Bir sene önceki Kur’ân’la bir sene sonraki Kur’ân arasında ne fark var ki o zaman iman etmediniz de bu sene İslâm’a girdiniz, diye sordu. Adam şöyle izah etti: — Efendim, şüphesiz bir sene önceki Kur’ân’la bir sene sonraki Kur’ân arasında hiçbir fark yoktur. Beni İslâm’a yaklaştırıp iman etmeme vesile olan da budur zaten. — Nedir, Kur’ân’ın değişmezliği mi? — Evet. Bakın çalışmalarım nasıl cereyan etti ve ben nasıl bir sonuçla Müslüman oldum, onu arz edeyim sizlere, dedi ve şöyle devam etti: — Önce evime çekildim. Günlerce İncil yazmaya koyuldum. Üç tane İncil nüshası yazdım. Birincide birkaç satırı eksik bıraktım. Ötekinde hiçbir eksik yoktu. Üçüncüsünde ise birkaç satır fazlaydı. Kendimden yapmıştım ilaveyi. Ben bu üç İncil’i de alıp kiliseye gittim. Papaza gösterdim. Papaz efendi üçünü de inceledi, tahkik etti. Sonunda satın aldı ve yaptığım hizmetten dolayı da beni tebrik etti. Dönüp geldim, aynı şekilde üç Tevrat nüshası yazdım. Bunun da birincisinde bazı âyetleri yazmadım, eksik kaleme aldım. İkincisi noksansızdı. Üçüncüsünde de kendim birkaç satır ilave ederek olmayanları da var gösterdim. Bunu da hahama gösterdim. Haham inceledi, üçünü de beğendi, parasını vererek satın aldı, teşekkür etti. Bu defa sıra Kur’ân’daydı. Kur’ân büyüktü. Tamamını yazamazdım. Sadece üç cüz yazabildim. Birinci cüzünde birkaç satırını eksik bıraktım. İkinci cüzü tamam yazdım. Üçüncü cüzünü de birkaç satır ilave ile olmayanı var göstererek yazdım. Büyük bir araştırmayla bütün din adamlarını gezdim. Hepsine de yazdığım Kur’ân cüzlerini gösterdim, almalarını söyledim. Hepsi de önceden memnuniyetle alacaklarını söylediler. Ama şöyle bir bakıp inceleyince hepsi de aynı yerleri yakaladılar ve şöyle dediler: — Bu cüzde şu şu satırlar eksik, bu cüz ise tamam. Şu cüzde ise şu şu satırlar ilave edilmiş, fazla yazılmış. Kur’ân’ın aslında böyle bir kelime yoktur. Hepsi de benim yazdığım cüzleri ezberlerinden eksiksiz okudular, tashih ettiler. Ben anladım ki Kur’ân nasıl nazil olmuşsa aynen korunmuş, aynı tazelik ve sağlamlığını da muhafaza etmektedir. Kur’ân’da ilave ya da noksan söz konusu değildir. Nazil olduğu şekli aynen koruyan en son kitaptır. Bundan sonra Müslüman oldum. İşte İslâm’a girmeme vesile olan araştırmam böyle oldu. Kur’an ilk indirildiği günkü haliyle korunmaktadır. Onun bir ayetini bile değiştirmeye insanların gücü yetemez. Kur’an’ın bu özelliği karşısında müslüman olan Yahudi alimin hikayesinden bakalım aklımızda neler kaldı :

Eğitim Dönemi

2026–2027

GENEL BAKIŞ

7. Hafta Programı

Haftanın Konusu

Kitaplara İman

Video

-

İlmihal

İlmihal konusu henüz eklenmedi

Okuma

Sayfa 153–177

📖

HAFTANIN KONUSU

KİTAPLARA İMAN – ARADAKİ FARK

Bir gün Halife Me’mun, sohbet meclisinde bir Yahudi ilim adamına şöyle bir soru sordu: —Madem olayları bu kadar akılcı bir anlayışla inceleyebiliyorsun da neden Müslüman olmuyorsun? Kur’ân’la, İncil ve Tevrat arasındaki farkı bilmiyor musun? Yahudi şöyle cevap verdi: — Bu konuda çalışma yapıyorum. Çalışmam bitince vardığım kararı size bildiririm. Me’mun Yahudi’ye baskı yapmayı düşünmedi. Çünkü biliyordu ki baskıyla imana gelinmez, korkuyla Müslüman olunmazdı. Yahudi’yi kendi hâline bırakan Me’mun, ona bir daha bu konuda soru sormadı. Aradan bir sene geçmiş ve Yahudi yine Me’mun’un meclisindeki ilim adamlarıyla sohbete başlamıştı. Ancak bu Yahudi, bir sene önceki Yahudi değildi. Bu defa İslâm’ı bütünüyle benimsemiş, Kur’ân’ın hükümlerini tamamıyla kabullenmişti. Halife Me’mun buna şaştı: — Hayırdır inşallah. Bir sene önceki Kur’ân’la bir sene sonraki Kur’ân arasında ne fark var ki o zaman iman etmediniz de bu sene İslâm’a girdiniz, diye sordu. Adam şöyle izah etti: — Efendim, şüphesiz bir sene önceki Kur’ân’la bir sene sonraki Kur’ân arasında hiçbir fark yoktur. Beni İslâm’a yaklaştırıp iman etmeme vesile olan da budur zaten. — Nedir, Kur’ân’ın değişmezliği mi? — Evet. Bakın çalışmalarım nasıl cereyan etti ve ben nasıl bir sonuçla Müslüman oldum, onu arz edeyim sizlere, dedi ve şöyle devam etti: — Önce evime çekildim. Günlerce İncil yazmaya koyuldum. Üç tane İncil nüshası yazdım. Birincide birkaç satırı eksik bıraktım. Ötekinde hiçbir eksik yoktu. Üçüncüsünde ise birkaç satır fazlaydı. Kendimden yapmıştım ilaveyi. Ben bu üç İncil’i de alıp kiliseye gittim. Papaza gösterdim. Papaz efendi üçünü de inceledi, tahkik etti. Sonunda satın aldı ve yaptığım hizmetten dolayı da beni tebrik etti. Dönüp geldim, aynı şekilde üç Tevrat nüshası yazdım. Bunun da birincisinde bazı âyetleri yazmadım, eksik kaleme aldım. İkincisi noksansızdı. Üçüncüsünde de kendim birkaç satır ilave ederek olmayanları da var gösterdim. Bunu da hahama gösterdim. Haham inceledi, üçünü de beğendi, parasını vererek satın aldı, teşekkür etti. Bu defa sıra Kur’ân’daydı. Kur’ân büyüktü. Tamamını yazamazdım. Sadece üç cüz yazabildim. Birinci cüzünde birkaç satırını eksik bıraktım. İkinci cüzü tamam yazdım. Üçüncü cüzünü de birkaç satır ilave ile olmayanı var göstererek yazdım. Büyük bir araştırmayla bütün din adamlarını gezdim. Hepsine de yazdığım Kur’ân cüzlerini gösterdim, almalarını söyledim. Hepsi de önceden memnuniyetle alacaklarını söylediler. Ama şöyle bir bakıp inceleyince hepsi de aynı yerleri yakaladılar ve şöyle dediler: — Bu cüzde şu şu satırlar eksik, bu cüz ise tamam. Şu cüzde ise şu şu satırlar ilave edilmiş, fazla yazılmış. Kur’ân’ın aslında böyle bir kelime yoktur. Hepsi de benim yazdığım cüzleri ezberlerinden eksiksiz okudular, tashih ettiler. Ben anladım ki Kur’ân nasıl nazil olmuşsa aynen korunmuş, aynı tazelik ve sağlamlığını da muhafaza etmektedir. Kur’ân’da ilave ya da noksan söz konusu değildir. Nazil olduğu şekli aynen koruyan en son kitaptır. Bundan sonra Müslüman oldum. İşte İslâm’a girmeme vesile olan araştırmam böyle oldu. Kur’an ilk indirildiği günkü haliyle korunmaktadır. Onun bir ayetini bile değiştirmeye insanların gücü yetemez. Kur’an’ın bu özelliği karşısında müslüman olan Yahudi alimin hikayesinden bakalım aklımızda neler kaldı :

Devamını Oku →

2. KONU

KİTAPLARA İMAN – İLAHİ KİTAPLAR ALLAH’IN KİTAPLARIDIR

Yüce Allah, insanlara yine insanlardan peygamberler göndermiştir. Bu peygamberlerden bir kısmına da Kendi emirlerini ve yasaklarını, Kendisine ibadet şekillerini öğreten kitaplar indirmiştir. Bu kitaplar, Hazreti Cebrâil Aleyhisselâm aracılığı ile peygamberlere gönderilmiştir. Allah Teâlâ’nın Cebrâil Aleyhisselâm ile peygamberlerine kitaplarını, yani dinini göndermesine vahiy denir. Bu kitaplara da Allah’ın kitapları manasında İlâhî Kitaplar denir. Ayrıca bunlara Semavî Kitaplar, Mukaddes Kitaplar adı da verilir. İlâhî kitaplar, sahifeler ve kitaplar olmak üzere iki grupta değerlendirilir. Efendimiz Aleyhisselâm; Hazreti Âdem’e on, Hazreti Şit’e elli, Hazreti İdris’e otuz, Hazreti İbrahim’e on sahife verildiğini bildirmiştir. Sahifelere göre daha hacimli ve kitap şeklinde olan, evrensel mesajlar ihtiva eden ve özel bir isimle zikredilen kitaplar ise Tevrat, Zebur, İncil ve Kur’ân olmak üzere dört tanedir: 1. Tevrat: Hazreti Musa Aleyhisselâm ile İsrailoğullarına gönderilmiştir. Tevrat’ın aslı değiştirilmiştir. Tevrat’ın aslının, insanlar tarafından bir kısım ilaveler ve çıkarmalar yapılarak değiştirildiği Kur’ân-ı Kerîm’de bildirilmektedir. 2. Zebur: Hazreti Davut Aleyhisselâm’a gönderilmiştir. Bu ilâhî kitabın ismini de Kur’ân-ı Kerîm’den öğreniyoruz: “Şu kesindir ki Biz Zikir’den (Tevrat’tan) sonra Zebur’da da ‘Dünyaya salih kullarım varis olacaklar. Dünya onlara kalacak.’ diye yazmışızdır.” (Enbiya Sûresi, 105. âyet) 68 Bu kitabın da aslı, zamanımıza ulaşamamıştır. 3. İncil: Hazreti İsa Aleyhisselâm’a gönderilmiştir. İncil’in de insanlar tarafından ilaveler ve çıkarmalar yapılarak aslının değiştirildiği Kur’ân-ı Kerîm’de haber verilmektedir. 4. Kur’ân-ı Kerîm: Cenâb-ı Hakk’ın, Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed Aleyhisselâm ile insanlara gönderdiği son ilâhî kitaptır. Yüce Allah, “Kur’ân’ı Biz indirdik ve onu kıyamete kadar Biz koruyacağız.” (Hicr Sûresi, 9. âyet) buyurarak Kur’ân-ı Kerîm’in bir kelimesinin bile değiştirilmesinin mümkün olmadığını bildirmektedir. Kur’ân-ı Kerîm, indirildiğinde yüzlerce hafız tarafından ezberlenmiş ve yazılı kayda geçirilmiştir. Yazılan ilk Kur’ân-ı Kerîm’lerden biri de Topkapı Sarayı’nda bulunmaktadır. Kur’ân-ı Kerîm, bir anda değil de yaklaşık 23 yılda tedricî olarak indirilip tamamlanmıştır. Kur’ân-ı Kerîm’de 114 sûre vardır. Sûreler, Kur’ân–ı Kerîm’in ana bölümleridir. Sûreler de âyetlerden meydana gelir. Peygamber Efendimiz bir hadis-i şerifte “Sizin en hayırlınız Kur’ân’ı öğrenen ve onu başkalarına öğretendir.” buyurmaktadır. İnsanların en hayırlılarından olmak istiyorsak Kur’ân’ı anlayıp anlatmaya çalışmalıyız. Emir ve yasakları konusunda duyarlı olmalıyız. Bizler, Müslüman bir insan olarak Kur’ân-ı Kerîm’i, bu eşsiz ilahî mesajı, öğrenmek için çalışmalıyız. Onu anlamalı ve anlatmalıyız. Dünya ve âhirette mutlu olmanın yolu, Kur’ân-ı Kerîm’i kendimize rehber etmekten geçer. İLK VAHİY Kâinatın Efendisi 610 yılının Ramazan ayında Hira mağarasına çekilmiş ve tefekküre dalmıştı. Ramazan’ın on yedinci gecesi, gece yarısından sonra kendisini adıyla çağıran bir ses işitti. Başını kaldırıp etrafa baktığında her tarafı birdenbire bir nurun kapladığını gördü. Sonra Cebrâil Aleyhisselâm karşısına geldi ve, – Oku, dedi. Efendimiz, – Ben, okuma bilmem, dedi. O zaman melek, Efendiler Efendisi’ni kucaklayıp kuvvetlice sıktı ve bıraktı. Sonra tekrar, – Oku, dedi. Peygamber Efendimiz yine, – Ben okuma bilmem, dedi. Melek O’nu yeniden kucakladı, kuvvetle sıkıp bıraktı ve tekrar, – Oku, dedi. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz, – Ne okuyayım, diye sordu. Cebrâil Aleyhisselâm da Alâk Sûresi’nin ilk beş âyetini okudu: “Oku! Yaratan Rabb’inin adıyla oku! O, insanı anne rahmine tutunmuş bir hücreden yarattı. Oku! Rabb’in sonsuz kerem sahibidir. Kalemle yazmayı öğretendir. İnsana bilmediklerini öğretendir.” Sonra Peygamber Efendimiz’in yanından ayrılıp gitti. Vahiy meleğinin Rabb’inden getirdiği âyetler, Peygamber Efendimiz’in kalbine satır satır yazılmıştı. Yaşadıkları karşısında ürperen Efendimiz, heyecanla Hira’dan çıkıp Nur Dağı’ndan aşağıya doğru inmeye başladı. Dağın ortasına geldiği sırada, gökten tekrar bir ses işitti. Cebrâil Aleyhisselâm, – Ya Muhammed! Sen, Allah’ın Resûlü’sün! Ben de Cebrâil’im, diyordu.

Devamını Oku →

HAFTANIN VİDEOSU

Video henüz eklenmedi

-
▶

Video henüz eklenmedi

HAFTANIN İLMİHAL KONUSU

İlmihal konusu henüz eklenmedi

Bu haftanın ilmihal içeriği henüz eklenmedi.

Önemli Noktalar

Önemli noktalar henüz eklenmedi.

Ek Kaynaklar

Bu hafta için henüz ek kaynak eklenmedi.

DÖNEMİN KİTABI

Hünerli Hayvanlar

31.08.2026 – 01.11.2026

Hünerli Hayvanlar

Kitabı Oku

DÖNEM OKUMA HEDEFİ

31.08.2026 – 01.11.2026 Okuma Programı

1. Hafta

Sayfa 3–27

2. Hafta

Sayfa 28–52

3. Hafta

Sayfa 53–77

4. Hafta

Sayfa 78–102

5. Hafta

Sayfa 103–127

6. Hafta

Sayfa 128–152

7. Hafta

BU HAFTA

Sayfa 153–177

8. Hafta

Sayfa 178–202

9. Hafta

Sayfa 203–226